tercih edilmiş yalnızlık…

kafamda birbirine çarparak gezen onca tilki varken,

yüreğimin sesini ben bile duyamıyorum. 

o çatanadak acıma hissine bile yoğunlaşamayacak kadar bölük pörçüğüm.

çünkü hiçbiriniz bende tam değilsiniz. 

her isimde bir eksiklik, 

her beklentide bir olmamışlık,

evrensel kanun, 

talep ettiğin hiçbir şey tam gelmez,

geldiği kadarıyla yetineceksin. 

peki ya yetinemezsem? sorusunun cevabı,

her içki bardağının son yudumunda,

oracıkta işte.

övünmek gibi olsun ama artık gözünden  anlıyorum, 

kimden bi skim adam olmaz,
kim tek kullanımlık prezervatif. 

bana dair büyük iddiası olanlara da ben prim vermiyorum.

bu yüzden tercih edilmiş yalnızlık benimkisi, 

melankolik olanından değil. 

şimdi çok rica ediyorum sessizce dağılın,

sayenizde sevemiyorum da…  

2 months ago 1 ♥
değmesin ellerimizle başlayan…

yan yana olduğun sürece ayrılamayacağın insanlar vardır ya hani. 
vardır işte.

dört duvar arasında kaldığınızda sevişmeden yapamayacağın,

tenin tenine değdiğinde hala titreyeceğin. 

işte o öyle lanet bir an ki , 

tüm nefretini, kinini, iyiyi, kötüyü de cehennemin dibine yollarsın.

zaman durur.

sadece sen kalırsın çıplak bedenin, ondan da çıplak ruhunla.

bir de o.

gözünde dünya silinir, o gözündeki ifadeyi aklına kazımak için,

bildiğin her şeyi oracıkta bırakır, onu alırsın sadece zihnine.

öyle kazırsın ki 9 ay sonra o gözlerdeki anı insana bu satırlara yazdırır.

aynı capcanlı anla. 

aynı hisle. 

arada hiçbir şey olmamış gibi. 

o arada seni hiç sktr etmemiş,

evlenmemiş,

sen yanıp yanıp dirilmemiş, 

gelmişine geçmişine lanet etmemiş,

onun senden beter olmasını dilememiş, 

işte kötü hiçbirşey olmamış gibi. 

hala o çift kişilik yeşil kanepe uzanıyormuş gibi. 

araya hiçbirşey, hiç kimse girmeden. 

yeşil kanepede, o yeşil gözlere kitlenmiş. 

o son seni seviyorum’u duyabilmek için çırpınırsın. 

zaman durmuştur bir kere senin için.

öyledir işte.

vardır böylesi de.  

seni meğerse ne çok sevmişim sevgilim.  

senden ayrılabilmek için,

sana ihanet etmekten başka şansı kalmayan bir kadınmışım ben meğersem. 

öteki türlüsü, medenicesini başaramadığımdan. 

dilerdim ki zaman bir tek benim için durmamış olsun… 

2 months ago 4 ♥

kime dokunsa bin pişman.
kimi istediğini anlamak için,

istemediklerine nasıl değer insan?

tenin reddetmesi lazım bir kere.

reddetmiyor da meret. 

belki de bekleme yapmadan devam etmek lazım. 

üstünde durmıcan.

abartmıcan.

içine de atmıcan.

öyle kalcak. 

3 months ago 1 ♥
2011 giderken…

kariyerimin en güzel işine beni mıhladı,  

bir adamı ne kadar çok sevebileceğimin sınırsızlığını yeniden gösterdi,

ve alkolikliğin başlangıcı neymiş onu öğretti,

bana kendi gözlerimi geri verdi,

10 yıldır gerçekleşmesini kurduğum hayali var etti,

ama ederken ailevi huzuru aldı


alt alta yazınca,

kariyerli, bekar ve sevgiyi dost meclisinde bulan bir kadın olarak 2012’yi karşılıyorum.
Tanrı sağlımıza zeval getirmesin diyelim… Mutlu yıllar bana…   

5 months ago 1 ♥

Asla aldatma Asla yalan söyleme Asla sıkma! Bir ilişkiyi doğru dürüst idare etmek işte bu kadar basitken, Şu kadarını bile beceremiyoruz…

senden tiksinen bir adamı ne kadar sevebilirsin?

o istemediği sürece içindeki sevgiyi ne kadar canlı tutabilirsin?

çektiğin bunca acıya değer mi?

son defa görmek için geleceğim yanına, sonra yol alır beni kalır her şey ardımda…sensizlik zor bilirim gitmeliyim sonunda,yol varsa içinde bakamaz mıyım ardıma?
bir yol verin de yürüyeyim gideyim be?!

son defa görmek için geleceğim yanına, 
sonra yol alır beni kalır her şey ardımda…
sensizlik zor bilirim gitmeliyim sonunda,
yol varsa içinde bakamaz mıyım ardıma?

bir yol verin de yürüyeyim gideyim be?!

love bites…
 

Fotoğraf:  Woman by *amantsdeminuit on deviantART

anlamsız ama seni seviyorum.

hiçbir karşılığı yok ama seni seviyorum

sarhoş ya da ayık fark etmez seni seviyorum.

sen eskiden sevdiğim adam değilsen bile seni seviyorum.

bana yüreğimdeki ya da bedenimdeki beklentileri vermesen de seni seviyorum.

bir adamı sadece orada durduğu için sevmek neymiş bana yeniden hatırlattığın için seni seviyorum.

bir adamı iliklerine kadar kıskanıp sevmek bana yeniden ve buram buram yaşattığın için seni seviyorum.

seni sevmek için 500 tane nedene ihtiyacım yok. bedeninin benim için olan sıcaklığı da yeter, seni sırf bu yüzden bile seviyorum.

koca bir aptal olduğum için seni seviyorum.

öyle işte, belki unutmuşsundur diye kendime acı çektirmek için seni seviyorum…

sen son 1,5 senedir benden başkasıyla yatmadın,

ben son 1,5 senedir senden başkasını sevemedim. 

işte, bizim özetimiz bu. 

evlenmeme hakkımı kullanmak istiyorum!

1-2 saat içerisinde bizim ailenin tarihinde bir ilk yaşanacak ve birisi babamdan küçük kızını oğluna isteyecek. Hayır, çok şükür ki ben büyük kızım. Evlilik kurumu ve beraberindeki tüm getirilerin üzerimdeki hakkını sevgili kız kardeşime çoktan devrettim. Şuan beni burada yakalasa çok kızacağına eminim :) Oje sürecem diye 5 dakkalığına kaçtım ama fazla da zamanım yok. 

Başkasıyla hayatımı paylaşamayacak kadar bencil olduğumu idrak etmem ve mutluluğu standartlar dışında aramam yeni değil. Bana yeni değil, ama içerisinde doğup büyüdüğüm aile düzeni için fazla aykırı.


marriage by ~superfabiobros on deviantART

Bir hafta boyunca “darısı en kısa zamanda senin başına” iyi dileklerini nazikçe gülümseyerek karşılamaya kendimi alıştırmalıyım. “Teyzecim kardeşim bi bok yiyor ama ben hiç o kafa değilim”e bu toplum henüz hazır değil.

Sabah kahvaltıda “belki de ben mürvetim, -ki mürvet mutluluksa- budur”, neden hiç bu açıdan bakmıyorsunuz dedim? Yok yalnızlık Allah’a mahsus, yalnızlıkla mutlu olunamaz. İyi de ben hem yalnız mutluyum hem de tamamen yalnız olduğumu nereden çıkartıyorsunuz ki? Benim hayırlı kısmetim işim gücüm, kariyerim ve bunların hayat tarzımdaki bana getirileri. Fazlasını isteyen, beyaz atlı prenslerde gözü olan kim?

Evlenmeme hakkımı tüm koşullarıyla saklı tutarak sevgili kardeşimin misafirlerini ağırlamaya gidiyorum. 

Fakat döneceğim ve darısı başına diyen herkese çok sağlam laflar hazırlayacağım!

1 year ago 1 ♥
Bir pazar sabahı sorgusu?!

vay anasını! artık bu sabah yazmayayım dedim ama geç aldığım bir haber vesilesiyle kendimi tutamadım blog. -zaten seni de yeni nesil tumblr’a geçirecem-  

gene yoğun alkol ve 0 uyku ile geçen bir cumartesi gecesinin, pazar sabahındayım. zaten başka nerede olacaktım, salıya uyanacak halim yok ya?! neyse.

Anlayacağın gene sağlam hangin’ over stayla ve duble uykusuzlukla kim olduğumu, bugün ne yapacağımı hatırlamaya çalışıyordum ki çok lazımmış gibi feyzbuk illetini açtım. ben kafam hala bi dünya, pazar sabahı on the wrong side of the road ile ayılmaya çalışayım, üniversite arkadaşlarımdan birinin nur topu gibi bir bebeği olduğunu öğrendim! 
Pek de tatlı meret, hemen tabii analı-babalı büyütsünlü maşallah’lar taktım ve hızlıca profilden kaçtım :) hatta bir ay olmuş, ben fark etmemişim, hatta kızcağızın hamile olduğunu bile unutmuşum. balık hafızası işte. kandaki alkol oranı artınca sanırım hafıza kaybına uğruyorum. 

neyse, “uykusuzluğun ne olduğunu anlıyorum” yazmış taze anne arkadaşım. Ha ha ha! Ben de! Ama anlama dinamiklerimiz sanırım çok farklı…
Şuan hayatımdaki tercihlerimi sorgulamak için son 8 dakikam. 
Hemen hazırlanıp “2 süper etkinlik birden!” temalı bu pazar gününe adapte olmam gerekiyor.  

7 dakikam kaldı. 
Diyeceğim o ki…
Demiyorum ya! 6 dakikam kaldı ve bu halimle çok mutluyum. Hatta bu akşam kardeşimin müstakbel görümcesinin kına gecesine, haftaya da düğününe gideceğim gerçeğini göz ardı edip, 
dönüp arkasına dahi bakmadığım bu hayatı yaşamaya devam edeceğim.

Çünkü fark ettim ki gece hayatı beni zayıflatıyor,
düne göre 1 kilo vermişim bu sabah.
Ruhum zayıflamadığı, bedenim tükenmediği sürece problem yok. 
Yok değil mi?
O zaman keep rollin’ on!  

Son 2 dakikama şunu sıkıştırmak istiyorum : 14 yaşımda bağıra bağıra kutsal 3’lü MFÖ’den Yalnızlık Ömür Boyu’nu söylüyordum; damarlarıma kadar inanarak. sanırım fazla inanmışım ve inandırmışım ki kendimi üzerine  14 sene sonra hala yalnız kalmayı becerdim.
Bu arada dakikalarım bitti ama söyleyeceklerim bitmedi…

Merhaba yeni hangin’ over’lara gebe pazar…

Bu arada kına gecesinde alkol olmazdı, de mi?  
“Loser” derken…?

Ben şimdi Nişantaşı’nda doğup, ergenliğe kadar burada yaşamış biri olarak nasıl kaybeden olabilirim, değil mi? Ailem kurulma aşamasında orta sınıftan başlayıp, jakuzisi ve şöminesiyle, her yaz Bodrum tatilleriyle üst orta sınıfa yükselmiş, hayatta en yakınlarımdan kimseyi henüz kaybetmenin acısını yaşamamışım, sağlığıma da zeval gelmemiş… E bir de herkeslerin imrendiği okullarda, bölümlerde okumuşum; elim yüzüm de fena değil hani. Daha bunun neresi mi kaybeden?

Gönülden ve ‘orijinallikten’ kaybeden diyelim istersen? Mesela 11-14 yaşları arasında geçen ortaokul yıllarım boyunca okuduğum 4 ayrı sınıfta, okulun kızlı-erkekli popüler tiplerinin benle dalga geçmeyi günlük bir eğlence biçimi haline getirmeleri. Mesela Amerikan gençlik sinemasının karikatürize şişman, gözlüklü ve sivilceli kızının gerçek hayattaki tezahürü olmam? Ha bir de mesela 45 kişilik sınıfta 23 adet çift kişilik sıra varken, benim mütamadiyen yalnız oturmam? Üstelik görünüşte arkadaşlarım, dostlarım olmasına, bol bol not ve kopya dağıtmama rağmen? Edebiyatı çok sevmeme rağmen sayısalda hep kaybetmem mesela?

loser scrabble necklace by *Doctor-Gus





Mesela bütün bunları yaşarken bir türlü anlamlandıramamam ve “loser” kelimesinin kültürel koddaki karşılığını 10 sene sonra falan öğrenmem. Yeterince bir cevap olabilir mi bütün yeteneksizliğime ve rezil olmama rağmen 6 sene boyunca inatla bahçede voleybol oynamama mesela? Mesela boş derslerde beraber en iyi zaman geçirdiğim arkadaşımın okulun kütüphanesi olması ve gene 15 yaşımda sıra sıra Nazım’ları, Murathan Mungan’ları bitirmem? Kendimi Piraye sanmam ve ama o imrendiğim aşkı asla bulamayacak olmam… Düşündüm de 15 yıl olmuş Nazım ile tanışalı, fazla da yanılmamışım öyle bir aşkın olmadığına kendimi inandırmakla.

Lise sıralarındaki yalnızlığımı ve fonksiyon problemlerindeki beceriksizliğimi okulun edebiyat dergisinde canla başla çalışarak geçirmem ve öğlen tatillerinde herkes birbirini kesme yarışındayken 45 dakika, o bomboş kulüp odasında halet-i ruhiyemi müsveddelere dökmem mesela… Bunlardan daha öyle çok sayabilirim ki, içine daral gelir bu kadar biyografiyi dinlemekten, ama kendimi gene de tutamam ve aynı “çocuk-erkeğin” beni 2 kez reddettiğini dillendirmeden bu yazıya devam etmeye gönlüm el vermez…

Ya bende bir yanlışlık vardı ki, bir dönem çok zevksiz giyindiğimi sonradan fark ettim, ama yılsonu karnesinin tersine sosyal ortamda bu kadar kaybetmenin başka açıklamaları da olmalı, dedim. Sanırım cevap biraz da popüler ergenlerin acımasızlığında gizli. Oysa mümkün mertebe sıradan olan, hatta kendisine söz gelmeden konuşmayanlardandım. Gerçi hala daha biraz öyleyim de, çoğunu attık, azı kaldı neyse ki…

Ne diyorduk ki? Neden ve nasıl kaybedenim? İnan kasti hiçbir şey yapmadım koca ergenliği yapayalnız ve kitaplarına gömülen bir kız olarak geçirmek için. Öyle geldi, kırmaya çalıştıkça içine battım. Uzun uzun geceler ağladım; ama hatırlamıyorum. Günlüğüme yazmışım. Arada çıkartır, dalga geçerim o hassas ve ağzına sıçılan kızla hala. Eşyalarım çalınır, geri verilmez; telefon numaralarım paranın üzerine yazılır, serbest dolaşıma çıkar; hoşlandığım çocuk tarafından arandığımı sanır, ebediyen işletilirim… Velhasıl insan bunları kazanmak için hiçbir şey yapmaz sevgili okur. Bunlar gelir, genelde saf ve salaksan seni bulur. Ve bunları yapan arkadaşlarım zerre kadar anımsamaz eminim ki kendilerine has şakalarını. Zira acı, çektirene değil, çekene koyar.



Loser by *mysticalpha

Sonra ne olduysa bir yerlerde kırıldı bu abuk sabuk döngüsüzlük. E herhalde 30 yaşıma kadar kaybetmeyi reva görmedi Tanrılar bana. Hep daha çok ilgi ve sevgi arayışında olan ben, kabuğu kırmanın fırsatını bulunca elimde ne kadar keskin alet varsa makus talihime saldırdım. Sizin anlayacağınız önüme çıkan her adamı müstakbel sevgili kontenjanına yazdım. Ve tabii 3/2 bu iddiayı kaybettim!

“Sevişmek sevmekten gelir” avuntusunu aklıma ve yüreğime kazıyıp, yollara düşmemek gerekirmiş, kaybede kaybede bunu da öğrendim. Neyse ki yatakta kazanan taraf olmayı becerdim de, fizik ve ruh arasındaki skorları dengeledik bir süre. Ya da öyle sanarak bedeni doyurduk, hala ilgiye aç olan tarafı susturarak.

İnsan ilişkilerinden kaybetmeden kazanılamayacağını her seferinde temize çektiğimde bir kez daha gördüm. Arkadaş, sevgili, dost üçgenleri, hatta beşgenleri tepeme yıkıldı; hiç değmeyecek tercihlerle kaybettim bu sefer de. Hani diyor ya bedel ödedim diye, tam da ondan işte. Neredeyse ailemle ya da canımla da ödeyecektim başka başka bedelleri, talihim 9 canlı kediden yaver gitmeseydi…

Son 6 aya kadar ‘kariyer dünyasında’ da gönüllü olarak kaybettiğimi söylemek abes olmaz herhalde. Ne demiştik? Herkesin imrendiği bölümlerde okudum ama günümüz dünyasında karnını doyurmaya yetmeyen, bohem işler bunlar edebiyat, sinema falan. Uluslararası ilişkiler, ekonomi, işletme hadi ‘en kötü’ öğretmenlik, gazetecilik, çevirmenlik dururken… Bir ara sanat tarihi, arkeoloji okuyacaktım hatta, o kadar da meraklısıyım kaybetmenin! Hiç unutmam Yunan Dili Edebiyatı yazmaktan son anda vazgeçirdiler, İspanyolca ise Ankara’nın denizsizliğinden içimde patladı. Ha çünkü, İspanyol Dili ve Edebiyatı okuyabilseydim ayda 3500 lira maaşa kraliçe hayatı sürecektim, orası ayrı. Hani seçimlere karşı bedel diyor ya, ben lise kütüphanesine kapanmayı meslek edinmenin bedelini, titrime “edebiyatçı-sinemacı” yazdırmakla ödedim. Edebiyat alıp, sinema satıyorum yani bir nevi. Ha ben ruhen tatminin doruklarındayım ama kapitalizmin çarkını mutlu edememişim, orası da ayrı. Kapitalizm çok affedersin gitsin kendisini becersin, beni becermeye gücü henüz yetmez çünkü. Yalnız alkole bu kadar zam gelmeye devam ederse, son iddiamı bu kadar da savunamayabilirim.

Her neyse.

Ortaokulda itilip, kakılmakla kaybeden olur mu demeyin. 11 yaşında başlayan sosyal düzende var olma çabası, başarıya ulaştığında insanı ne oldum delisi yapar. O noktadan sonra kendinde dahil her şeyi yeniden kaybetmeyi öğrenirsin. Çevrendekilerin güvenini, erkeklere ve aşka olan inancını ki boş bir safsatadır bu, yaşama azmini, duygularının akışını ve özgüvenini… En beteri özgüveni kaybetmektir. Onu yerine koymak için tek düşman, gene kendinsindir zira.

Ben şanslı kaybedenlerdenim. Hayata birkaç -0 (yazıyla sıfır) önde başlayanlardan. İyi kötü parası, kendisini seve ve bütün imkanlarını önüne koyan bir ailesi olanlardan, eh vücudumda hiçbir uzuv eksik değil, Miss is Nişantaşı değilsem de iyi-kötü bir giderim vardır, yoklukta ya da varlıkta? Ama ben kaybetmedim, kaybettirildim insanlıkla tanışmaya başladığımdan beri. Kendimi korumayı öğrenmem de, yani kadın-erkek ayrımı olmadan insanlıktan kendimi korumayı öğrenmem de, baya bir zaman aldı. 15 yıl kadar…

Her şeyiniz varken, kaybetmeden yeniden kazanmayı asla bilemezsiniz.

Önce sıfırlan da gel bebeğim. Nerenden olduğu çok da mühim değil…
20.03.2011 Tunalı Hilmi Cad. /Ankara Camera: Nikon D80 Digital. Retouched.



20.03.2011 Tunalı Hilmi Cad. /Ankara 

Camera: Nikon D80 Digital. Retouched.

çok gezmedim ama hiçbir şehirde Ankara’daki kadar çok üst geçit görmedim. Bir İstanbullu olarak tabii ki hepsinin altından geçtim…
19.03.2011 Ankara/Kızılay Camera: Nikon D80  Digital. Original.

çok gezmedim ama hiçbir şehirde Ankara’daki kadar çok üst geçit görmedim. Bir İstanbullu olarak tabii ki hepsinin altından geçtim…

19.03.2011 Ankara/Kızılay Camera: Nikon D80  Digital. Original.

13.03.2011 Kumkapı civarı/İstanbulCamera: Nikon D80  Digital. Cropped.

13.03.2011 Kumkapı civarı/İstanbul

Camera: Nikon D80  Digital. Cropped.

20.11.2010 Bebek/İstanbulCamera:Nikon D80 Digital. Original.

20.11.2010 Bebek/İstanbul

Camera:Nikon D80 Digital. Original.

1 2 3 4 5